Ana Menü
En son yazılar
Kırk Hadis Yazdır e-Posta

Bismillahirrahmanirrahim

“KIRK HADİS”

 

 

A: EHLİ-BEYT

 

1) Zeyd b. Erkâm (r.a)’den rivayete göre, Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Ben size öyle şey bırakacağım ki buna sarıldığınızda, benden sonra asla sapıklığa düşmezsiniz. Bu şeylerin ikisi de birbirinden büyüktür. Gökten yere uzanan bir ip gibi olan ilahi nizam olan Allah’ın kitabı ve yakınlarım, Ehlibeyt’im. Bu iki şey kıyamet günü havuz başında bana gelinceye kadar asla birbirinden ayrılmayacaklardır. Bu iki şey hakkında bana nasıl uyacağınıza dikkat ediniz.” [1]

 

2) Ebu Zerr (r.a) rivayet ediyor: Resulullah’ın (s.a.v) şöyle dediğini işittim: "Ehlibeyt’i­min misali, Nuh kavmi arasında Nuh'un gemisine benzer. O gemiye binen kurtuldu, ondan geriye kalan helak oldu. Ve Ehlibeyt’imin misali İsrâiloğullarının Hıtta kapısına [2] da benzer.” [3]

 

3) Peygamber (s.a.v)’in üvey oğlu Ömer b. Ebi Seleme (r.a)’den rivayete göre, şöyle demiştir: Ahzab suresi: 33. ayeti; “… Ey Ehlibeyt, Allah sizden her türlü çirkinliği ve kirliliği uzaklaştırmak ve sizi tertemiz yapmak istiyor.” Ümmü Seleme’nin evinde inmişti. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v), Fatıma, Hasan ve Hüseyin’i çağırd; onları bir örtü ile örttü. Ali de Rasûlü Ekrem’in arkasında bulunuyordu, onu da bir başka örtü ile örttü ve şöyle dua etti: “Allah’ım, bunlar benim ehli beytimdir. Bunlardan pislik ve kötülükleri uzaklaştır ve onları tertemiz kıl.” Ümmü Seleme: “Ey Allah’ın Peygamberi, ben de onlardan mıyım?” dedi. Rasulullah (s.a.v): “Sen Yerinde dur! Sen hayır üzeresin” buyurdu. [4]

 

 

4) Ebu Mesud Ukbe b. Amr (r.a) anlattı:

'Ey Allah'ın Resulü! Sana selâm vermeyi biliyoruz (teşehhütte bunu öğrettin), Allah'ın senin makamını yükseltmesi için namazımızda salâvat ge­tirmek istediğimizde, nasıl salâvat getireceğiz?'

Rasulullah bir müddet suskun kaldı, (biz korktuk) öyle ki keşke adam soru sormasaydı dedik. Sonra şöyle buyurdu:

"Bana salâvat getireceğinizde şöyle deyin:

“Allahumme sallı ala Muhammedi'n-nebiyyi'l-ümmiyi ve ala Âl-i Muhammed kemâ salleyte ala İbrahime ve Âl-i İbrahim ve bârik ala Muhammedi'n-nebiyyi'l-ümmiyi, keme bârekte ala İbrahime ve Âl-i İbrahim, inneke hamidün mecid.”

Ebu Mesud'tan ikinci tarikle gelen rivayet:

Denildi ki:

'Ey Allah'ın Resulü! Sana nasıl salâvat getireceğiz?

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Âlihi ve Sellem) şöyle dedi:

“Şöyle deyin:

Allahumme salli ala Muhammedi'n ve ala Âl-i Muhammed.” [5]

 

5) Zeyd bin Erkâm (r.a) rivayet ediyor: Resulullah (s.a.v) Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin'e (r.a) hitaben, "Sizinle savaşanla ben de savaşırım, sizinle barış içerisinde olanla ben de barış içerisinde olurum" bu­yurdu. [6]

 

6) Ali (r.a) rivayet ediyor: Resulullah (s.a.v) Hasan ve Hüseyin'in elinden tuttu ve şöyle buyurdu: "Ben bu ikisini, bunların babasını ve annesini seviyo­rum. Bunlar kıyamet gününde benim derecemde olacaklar." [7]

 

7) Rasulullah (s.a.v) buyuruyor:

“Semada yaşayanlar için, yıldızlar bir güven alâmetidir. (O yıl­dızlar, nizamlarını kaybedip birbirlerine düşmedikçe, orada yaşayan me­lekler vesaire güven içinde bulunurlar.) Ehlibeyt’im de ümmetimin eman ve güven vesileleridirler.” [8]

 

8) Resulullah (s.a.a) buyuruyor:

“Cennet, Ehlibeyt’ime zulmeden ve itretim hakkında beni inciten kimseye haram kılınmıştır.” [9]

 

B: İMAM ALİ (A.S)

 

9) (...) Bize Kuteybe b. Saîd ile Muhammed b. Abbâd rivayet ettiler. Lâfız da birbirlerine yakındırlar. (Dediler ki): Bize Hatim (bu zat İbni İsmail'dir) Bükeyr b. Mismar'dan, o da Âmir b. Sa'd b. Ebî Vak­kas'dan, o da babasından naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Muâviye b. Ebî Süfyân Sa'd'a emir verdi ve:

  Ebû't-Türab'a  sövmekten seni ne menetti? dedi. O da:

— Benim söyleyeceğim üç şey var ki; bunları onun için Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Âlihi ve Sellem) söylemiştir. Binâenaleyh ben ona asla sövemem.

Bu üç şeyden birinin benim olması bence kızıl develerden daha makbul­dür. Ben Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i gazalarından birinde onu yerine bıraktığı, Ali de ona:

  Yâ Resûlallah! Beni kadın ve çocuklarla beraber mi bıraktın? de­diği zaman;

“Benden Musa'ya nisbetle Harun yerinde olmana razı değil misin? Şu kadar var ki, benden sonra Peygamberlik yoktur” buyururken işittim.

Hayber gününde de:

“Bu sancağı mutlaka Allah ve Resulünü seven, Allah ve Resulü de ken­disini seven bir zata vereceğim.” buyururken işittim. Biz sancak için he­pimiz uzandık. Fakat o:

“Bana Ali'yi çağırın!” buyurdu. Ali gözlerinden rahatsız olduğu halde getirildi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Âlihi ve Sellem) onun gözüne tükürdü ve sancağı kendisine verdi. Allah da ona fethi müyesser kıldı.

Şu âyet:

“De ki: Gelin, bizim ve sizin çocuklarınızı bizim ve sizin nefslerinizi (canlarınızı) çağıralım...” inince Re­sûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Âlihi ve Sellem) Ali'yi, Fatıme'yi ve Hasan'la Hüseyin'i çağırarak:

“Allah’ım! Benim ailem bunlardır” buyurdu. [10]

 

10) Bize Ebu Bekir İbni Ebi Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Veki' ile Ebu Muâviye, A'mes’den rivayet ettiler. H.

Bize Yahya b. Yahya dahi rivayet etti. Bu lâfız onundur. (Dedi ki): Bize Ebu Muâviye, A'mes'den, o da Adiy b. Sabit’ten, o da Zirr'den naklen haber verdi. Zirr demiş ki: Ali şunları söyledi:

“Daneyi yaran ve insanı yaratan Allah’a yemin ederim ki, beni müminden başkasının sevmemesi ve münafıktan başkasının bana buğz etmemesi, ümmi olan Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Âlihi ve Sellem)’in bana kat-i bir ahdu peymandır.” [11]

 

11) Ebu Saîd el Hudri (r.a)’den rivayete göre, şöyle demiştir: “Biz Ensar topluluğu münafıkları, Ali b. Ebi Talib’ten nefret etmeleriyle tanırdık.” [12]

 

12) Hubşiy bin Cenâde (r.a)'den rivayet edildiğine gö­re kendisi demiştir ki: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Âlihi ve Sellem)'den şöyle bu­yurduğunu işittim:

“Ali bendendir, ben de O'ndanım. Ali'den başka hiç kimse (yapmak durumunda oldu­ğum bir şeyi) benim yerime eda edemez.” [13]

 

13) Büreyde (r.a) rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: Allah bana dört kişiyi sevmeyi emretti. Kendisinin de onları sevdiğini bana bildirdi. Bunun üzerine Ey Allah’ın Rasûlü denildi, bize onların isimlerini bildir. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Onlardan biri Ali’dir; bunu üç kere tekrarladı. Diğerleri ise Ebû Zerr, Mıkdad ve Selman’dır.”[14]

 

14) Abbâd bin Abdullah r.a)'den rivayet edildi­ğine göre kendisinin, Ali bin Ebi Talib (k.v) şöyle söyledi, dediği ri­vayet edilmiştir:

“Ben Allah'ın kuluyum, O'nun Resulü (Sallallahu Aleyhi ve Âlihi ve Sellem)'in Kardeşiyim. Sıddîk-i Ekber de (en büyük Sıdık da) benim. Benden sonra kezzâb (çok yalancı) adamdan başka hiç kimse bunu (Sıddîk-i Ekber olduğunu) söyleyemez. Halktan 7 yıl önce namaz kıldım.” [15]

 

15) Ümm-ü Atıyye (r.a)’den rivayet edilmiştir, dedi ki: Peygamber (s.a.v), içerisinde Ali’nin de olduğu bir orduyu savaş için göndermişti ve ellerini kaldırarak şöyle dua ettiğini işittim: “Allah’ım Ali’yi bana göstermeden canımı alma.” [16]

 

16) Enes’ten rivâyet edilmiştir; dedi ki: Peygamber (s.a.v)’in yanında kuş eti vardı. Rasûlullah (s.a.v): “Allah’ım! Kullarından bana en sevimli olanı gönder ki benimle beraber kuşun etinden yesin sonra Ali geldi ve beraberce yediler.”[17]

 

17) Abdullah bin Abbas (r.a) rivayet ediyor: Biz kendi aramızda şöyle konuşurduk: "Resulullah (s.a.v), Ali'ye başka hiç kimseye söylemediği yetmiş ko­nuda bilgi vermiştir.” [18]

 

18) Ali (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Ben hikmet eviyim. Ali de bu evin kapısıdır.” [19]

 

19) Umeyre bin Sa'd rivayet ediyor: Minberin üzerinde Ali'yi (r.a) gördüm. Resulullah’ın (s.a.v) arkadaşlarına, "Resulullah’ın (s.a.v) Gadir Hum günündeki sözlerini kim işitti. Buna kim şahitlik edecek?" diye sordu. Ebu Hureyre, Ebu Saîd ve Enes'in de içinde bulunduğu on iki kişi ayağa kalktı. Onlar Resulullah’ın (s.a.v), "Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır. Allah'ım, ona dost olana dost ol, düşman olana da düş­man ol" buyurduğuna şahitlik ettiler.[20]

 

20) Zeyd bin Erkam, Resulullah (s.a.a)’in şöyle buyurduğunu nakleder: “Kim benim gibi yaşamayı, benim gibi ölmeyi ve Rabbimin vaad ettiği ebediyet cennetinde yerleşmeyi istiyorsa, Ali bin Ebi Talib’in velayetini kabullensin. Şüphesiz ki O, sizi asla hidayetten çıkarmaz ve asla bir dalalete sürüklemez.” [21]

 

21) Rasulullah (s.a.v) buyuruyor ki: “Hz. Ali'nin yüzüne bakmak bir ibadettir.” [22]

 

22) Ümmü Seleme (r.a) Resulullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu işittiğini rivayet ediyor:

"Ali Kur'ân ile, Kur'ân Ali ile beraberdir. Bu ikisi Kevser Havzının başında yanıma gelinceye kadar birbirinden ayrıl­maz.” [23]

23) Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Allah, Ali’ye merhamet etsin. Allah’ım, O nereye dönerse, hakkı da o tarafa döndür!” [24]

24) İbn Abbâs (r.a.)’tan rivâyete göre: “Peygamber (s.a.v), Ali’nin kapısından başka mescide açılan kapıların kapatılmasını emretti.” [25]

 

    

C: HZ FATIMA (S.A)

 

25) Müminlerin anası Ayşe (r.a)’den rivayete göre, şöyle demiştir: “Şekil yaşantı ve yol bakımından kalkış ve oturuş bakımından Rasulullah (s.a.v)’e kızı Fatıma’dan daha çok benzeyen bir kimse görmedim. Fatıma, Peygamber (s.a.v)’in yanına girdiğinde Peygamber (s.a.v), kalkar onu öper ve yerine oturturdu. Peygamber (s.a.v) de onun yanına girdiğinde, Fatıma oturduğu yerden kalkıp aynı şekilde Rasulullah (s.a.v)’i öper ve kendi yerine oturturdu.” [26]

 

26) İbni Ebi Müleyke’den: O da el-Misver İbni Mahrame (R)'den: Rasulullah (S): "Fatıma benden bir parçadır. Her kim onu öfkelendirirse, şüphesiz beni öfkelendirmiş olur" buyurmuştur.[27]

 

27) (...) Bana Ebu Ma'mer İsmail b. İbrahim El-Hüzelî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süfyan Amr'dan, o da İbni Ebi Müleyke'den, o da Misver b. Mahreme'den naklen rivayet etti, Misver şöyle demiş: Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Âlihi ve Sellem): “Fatıma ancak ve ancak benden bir parçadır. Ona eziyet veren şey bana da eziyet verir” buyurdular. [28]

 

28) Büreyde (r.a)’den rivayete göre, şöyle demiştir: “Rasulullah (s.a.v)’e kadınların en sevimlisi Fatıma, erkeklerin en sevimlisi de Ali idi.” [29]

 

29) Rasulullah (s.a.v) buyuruyor ki: “Hz. Fatma benim bir parçamdır. Onu kızdıran beni kızdırmış, onu sevindiren beni sevindirmiş olur. Kıyamet gününde her türlü bağlan­tı kesilir. Yalnız İslâm ve benim akrabalık bağlarım kalır.” [30]

 

30)  - Allah’ın Rasûlü birkaç gün hiç birşey yemedi. Bu, Resulullah’a gayet ağır geldi. Hanımlarının hücrelerine gitti. Onların yanında hiç bir şey bulamadı. Fatıma’ya gelerek

“Ey kızım! Senin yanında yiyecek birşey var mıdır? Ben acıktım” dedi. Fatıma

“Canım sana feda olsun babacığım! Yemin ederim ki, yanımda yiyecek hiç bir şey yoktur” dedi. Hz. Peygamber oradan ayrıldıktan sonra bir komşusu Fatıma’ya iki ekmekle bir parça et gönderdi. Fatıma onları bir kaba koydu. Kendisi ve çocukları aç olduğu halde

“Allah’a yemin ederim ki, ben Allah’ın peygamberini kendime ve çocuklarıma tercih ederim” dedi ve çocuklarından birisini Hz. Peygamber’i çağırmak için gönderdi. Biraz sonra Hz. Peygamber ve torunu geldiler. Fatıma, Babasına

“Canım sana feda olsun! Sen gittikten sonra Allah bana bir şey gönderdi. Onu senin için sakladım” dedi. Hz. Peygamber

“Getir, ey kızım” dedi. Ben kabı getirdim. Üzerindeki kapağı kaldırdıktan sonra baktım ki ekmek ve et ile dolmuştur. Ona bakınca dilim tutuldu. Anladım ki bu, Allah’tan gelen bir berekettir. Allah’a hamd ettim. Peygamber’ine de selatu selam okudum ve kabı Resulullah’a takdim ettim. Hz. Peygamber bu manzara karşısında Allah’a hamd etti ve

“Ey kızım, bu nerden gelmiştir?” dedi.

“Ey babam! O Allah’ın katından gelmiştir. Kesinlikle Allah dilediğini hesapsız rızka mazhar eder” dedim. Peygamber bu söz karşısında Allah’a hamd ederek

“Hamd o Allah’a mahsustur ki, seni İsrâiloğullarının en üstün hanımı olan Meryem’e benzer kılmıştır. Çünkü o, Allah kendisine bir rızık gönderse, ondan da bunun nereden geldiği sorulunca:

“O Allah’ın katından gelmiştir. Kesinlikle Allah dilediğine hesapsız rızık verir” diyordu” dedi. Hz. Peygamber Ali’ye haber gönderdi. Ali gelince, Hz. Peygamber ve hanımları, Hasan, Hüseyin ve bütün Ehlibeyt doyuncaya kadar yediler. Çanak hala olduğu gibi doluydu ve geri kalanı da bütün komşularıma dağıtmak suretiyle değerlendirdim. Allah ona çok bereket vermişti. [31]

 

       D: İMAM HASAN (S.A) VE İMAM HÜSEYİN (S.A)

 

31) Ebu Hureyre ed-Devsi (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) gündüzün bir parçasında çıktı; O benimle, ben de On’unla ko­nuşmayarak Kaynuka çarşısına gelinceye "kadar (yürüdü). Sonra(oradan dönüp) Fâtıma’nın evinin önünde bir kenara oturdu ve (Hasan'ı yahut Hüseyin'i kastederek):

  "Küçük orada mısın, küçük orada mısın?" diye sordu. Fâtıma çocuğu evden çıkmaktan biraz alıkoydu. Zannettim ki

Bu az zaman içinde annesi çocuğu ya giydirdi yahut başını yıkayıp taramıştı. Sonra çocuk koşarak geldi. Peygamber (S) çocuğu kucak­layıp sarmaştı ve onu öptü de:

  "Ya Allah, sen bu çocuğu sev; onu seveni de sev!" diye dua etti.[32]

 

32) Saîd bin Ebi Râşid (ra)'den rivayet edildiğine gö­re Ya'la bin Murre (ra) onlara: Kendileri (bir cemaat halinde Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Âlihi ve Sellem) ile davet edildikleri bir yemeğe gider­lerken; sokakta oynayan Hüseyin ile aniden karşılaşıldı. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Âlihi ve Sellem) beraberindeki cemaatin önüne geçti ve iki kolunu açtı. (Hü­seyin'i yakalamak istedi) Çocuk ise yakalanmamak için şuraya buraya kaçı­yordu. Rasulullah çocukla gülüşerek (onu kovalıyordu.) Nihayet onu yakaladı sonra bir elini çocuğun çenesinin altına diğer elini onun ensesine koydu bunun akabinde onu öptü ve şöyle buyurdu, demiştir:

“Hüseyin bendendir; ben de Hüseyin'denim. Kim Hü­seyin'i severse Allah da onu sevsin. Hüseyin Asbât (torunlar)'tan bir sıbt (torun)'tir.” [33]

 

33) Ebu Hureyre (ra)'den rivayet edildiğine göre Pey­gamber (Sallallahu Aleyhi ve Âlihi ve Sellem): “Hasan ve Hüseyin! Seven kimse şüphesiz beni sevmiş olur. Ve onlara buğz eden kimse şüphesiz bana buğz etmiş olur.” Buyurdu.[34]

 

34) Ebu Saîd (r.a)’den rivayete göre, Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Hasan ve Hüseyin Cennet gençlerinin efendileridir.” [35]

 

35) Huzeyfe (r.a)’den rivayete göre, şöyle demiştir: Annem bana Peygamberle ne zaman görüşmeye gideceksin diye sordu Ben de uzun zamandır Onunla görüşmüyorum” dedim. Anam beni payladı. Bunun üzerine ben: Bırak beni de gidip Rasulullah (s.a.v) ile birlikte akşam namazını kılayım, kendisinden senin ve benim için istiğfar etmesini isteyeyim dedim. Rasulullah (s.a.v)’e gittim ve akşam namazını onunla birlikte kıldım. Rasulullah (s.a.v), akşam namazının ardından nafile namaz kılmaya başladı sonunda yatsı namazını da kıldıktan sonra döndü ben de peşinden gittim. Sesimi duydu ve: “Kim o Huzeyfe mi?” buyurdu. Evet dedim.İhtiyacın nedir? Neden geldin? Allah seni de anneni de bağışlasın” buyurdu. Sonra şöyle devam etti: “Şu bir melektir ki bu geceden önce yeryüzüne hiç inmemişti. Bana selam vermek için, Fatıma’nın Cennet kadınlarının hanım efendisi olduğunu bildirmek için, Hasan ve Hüseyin’in de cennet gençlerinin efendileri olduğunu bana müjdelemek için Rabb’inden izin istedi.” [36]

 

36) İbn Abbas (r.a)’den rivayete göre, şöyle demiştir: Rasulullah (s.a.v), Hüseyin’i omzunda taşımakta idi. Bunun üzerine bir kimse: “Ey çocuk bindiğin binek ne güzeldir!” dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v): “O da ne güzel binicidir!” buyurdu.[37]

 

37) Rasulullah (s.a.v) buyuruyor ki: “Her insanoğlu, babasına isnat edilir.  Fakat Hz. Fatma'nın oğulları bunun dışındadır. Çünkü onların velisi ve en yakın akrabası be­nim.” [38]

 

38) Hz. Peygamber torunları Hasan’la Hüseyin’e şöyle dua etmişlerdir: “Ey Rabb’im! Ben bunları severim. Onları sen de sev. Bunları sevenler beni sevmiş sayılırlar.” [39]

 

39) Şeddâd (b. Hâd el-Leysi)'den (ra).

Günün sonraki namazları olan öğle ya da ikindi namazlarından birinde Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Âlihi ve Sellem) yanımıza geldi. Hasan'ı veya Hüseyin'i taşıyordu. Rasulullah öne geçti ve çocuğu yere bıraktı. Sonra namaza durdu, namazın ortasında secdeye gitti ve secdeyi uzattı. Ben başımı kaldırdım, o da ne, Rasulullah secdedeyken küçük çocuk onun sırtında duruyor, ben (tekrar) secdeye döndüm. Rasulullah namazı bitirince insanlar:

“Ey Allah'ın Resulü! Sen namaz ortasında secdeyi o kadar uzattın ki bir şey oldu veya sana vahiy geliyor zannettik” dedi. Bunun üzerine Rasulullah şöyle buyurdu:

"Bunlardan hiç biri olmadı. Ancak oğlum (torunum) beni binek yaptı. Onu acele ettirmek istemedim, böylece istediği olsun." [40]

 

40) Selmân-ı Farisi (r.a) şöyle anlatıyor: Bir gün Hz. Peygamber’le birlikte oturduğumuz bir sırada Ümmü Eymen gelerek

“Ey Allah’ın Rasûlü! Hasan’la Hüseyin kayboldular” dedi. O sırada vakit öğleye geliyordu. Hz. Peygamber etrafında oturmakta olan bizlere

“Kalkınız ve iki oğlumu arayınız!” buyurdu. Bunun üzerine herkes bir tarafa dağıldı. Ben de Hz. Peygamber’in gittiği tarafa yöneldim. Böylece bir dağın eteğine kadar geldik. Bir de ne görelim Hasan’la Hüseyin birbirlerine sarılmış duruyorlar ve önlerinde de kuyruğu üzerine dikilmiş, ağzından kıvılcımlar çıkan bir yılan bulunuyordu. Hz. Peygamber üzerine doğru yürüdüğünde yılan dönüp ona baktı ve sonra da çekilip oradaki deliklerden birisine girdi. Sonra Hz. Peygamber Hasan’la Hüseyin’in yanına geldi ve onları birbirlerinden ayırdı. Yüzlerini okşayarak “Annem babam size feda olsun! Siz ikiniz Allah katında ne kadar değerli ve şereflisiniz” dedikten sonra birisini sağ, öbürünü de sol omuzuna aldı. Bu manzara karşısında onlara “Cennet sizlerin olsun! Ne güzel bir bineğiniz var böyle!” dedim. Hz. Peygamber de “Ve ne güzel binicidir bu ikisi; babaları ise onlardan daha hayırlıdır” buyurdu.[41]

 



[1] Sünen-i Tirmizi, c.3, s.266, EıÜühlibeyt’in Hayatından Kesitler, Hadis: 3788, Konya Yayıncılık.

 

[2]- İsrail oğullarına Allah-u Teala şehrin kapısından girerken teslimiyet göstergesi olarak secde edin ve “Hıtta, Hıtta” (günahlarımızı dök, günahlarımızı dök) diye yalvarın) diye emretti; ama onlar, bunu söyleme yerine kırmızı buğday anlamına gelen bir kelimeyi tekrar ettiler. İşte hadiste Resulullah (s.a.a) Ehlibeyt’ini bu olaydaki Hıtta kapısına benzetiyor ve ümmetin onların önünde tazim edip teslim olması gerektiğini vurguluyor. Konuyla alakalı Kur’an’daki ayetler şöyledir:

Şöyle demiştik: "Girin şu kente(Beytü’l-Mukaddes’e); orada, dilediğiniz yerde bol bol yiyin. Kapıdan secde ederek girin ve”Hıtta!” (Affet bizi!) deyin ki, hatalarınızı bağışlayalım. Biz güzel davranıp, güzellik üretenlere daha fazlasını da veririz."

* Ne var ki zulme sapanlar, bir sözü kendilerine söylenmiş olandan başkasıyla değiştirdiler. Bunun üzerine biz, bu zalimler üstüne, ürettikleri kötülüklere karşılık olarak gökten bir pislik indirdik. (Bakara, 58-59)

 

[3]- Mu’cemu’s Sağir (Taberani), c.1, s.361-362, Ehl-i Beyt Nuh'un  (a.s.) Gemisi Gibidir, Hadis: 271, Mutlu Yayınları.

[4]- Sünen-i Tirmizi, c.3, s.266, EıÜühlibeyt’in hayatından kesitler, Hadis: 3787, Konya Yayıncılık.

 

[5]- Müsned-i Ahmed Bin Hanbel, c.6, s.99-101, Hadis: 1596, Ensar Yayıncılık.

 

[6]- Mu’cemu’s Sağir (Taberani), c.2, s.216, Hadis: 529, Ehlibeyt’in Fazileti, Mutlu Yayınları.

 

[7]- Mu’cemu’s Sağir (Taberani), c.2, s.367-368, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in Fazileti, Hadis: 663, Mutlu Yayınları.

 

[8]-  Camiu’s Sağir (İmam Suyuti), c.2, s.58, Hz Muhammed’in Ehlinin Fazileti, Hadis: 20, Aydın Yayınları.

 

[9]-  Tefsir-i Kurtubî, c.16, s.22.

[10]- Sahih-i Müslim, Sahabe'nın Faziletleri Bahsi, Ali B. Ebi Talib (k.v)’in Faziletlerine Dair Bir Bab, Hadis: 32, Sönmez Yayınları.

 

[11]- Sahih-i Müslim, c.1, s.346, Hadis: 78, Sağlam Yayınları.

 

[12]- Sünen-i Tirmizi, c.3, s.261, Ali B. Ebi Tâlib (r.a)’in Fazileti, Hadis: 3717, Kahraman Yayınları.

 

[13]- Sünen-i İbn-i Mâce Tercümesi ve Şerhi, c.1, s.204-205, Ali B. Ebi Tâlib (r.a)’in Fazileti, Hadis: 119, Kahraman Yayınları.

 

[14]-  Sünen-i Tirmizi, Kitabu’l Menakıb Ali (k.v)’in özellikleri nelerdir? babı, c.3, s.261, Hadis: 3718, Konya Yayıncılık, Sünen-i İbn-i Mace Tercüme ve Şerhi, (Mukaddime), Selman, Ebû Zer Ve Mikdad (Radiyallahü Anhüm)'ün Faziletleri, c.1, s.245-246, Hadis: 149, Kahraman yayınları.

 

[15]- Sünen-i İbn-i Mâce Tercümesi ve Şerhi, c.1, s.205-208, Ali B. Ebi Tâlib (k.v)’in Fazileti, Hadis: 120, Kahraman Yayınları.

 

[16]- Sünen-i Tirmizi, c.3, s.261, Ali B. Ebi Tâlib (k.v)’in Fazileti, Hadis: 3737, Kahraman Yayınları.

 

[17]- Sünen-i Tirmizi Kitabul Menakıb ali (r.a)’ın özellikleri nelerdir? babı. c.3, s.261, Hadis: 3721, Konya Yayıncılık.

 

[18]- Mu’cemu’s Sağir (Taberani), c.2, s.366, Hz Ali’nin İlmi, Hadis: 660, Mutlu Yayınları.

 

[19]- Sünen-i Tirmizi, Kitabu’l Menakıb Ali (k.v)’in özellikleri nelerdir? Babı, c.3, s.261, Hadis: 3723, Konya Yayıncılık.

 

[20]- Mu’cemu’s Sağir Taberani, c.1, s.183, Hz Ali’nin Fazileti, Hadis: 119, Mutlu Yayınları.

 

[21]- Müstedreku’s-Sahihayn (Hakim Nişaburi), c.3, s.128. Hakim bu hadisi naklettikten sonra, hadisin “senedi sahihtir” diye de kayıt düşmüştür. 

 

[22]- Camiu’s Sağir (İmam Suyuti), c.2, s.58, Hadis: 21, Aydın Yayınları.

 

[23]- Mu’cemu’s Sağir (Taberani), c.2, s.175, Hz. Ali ile Kur’an birbirinden ayrılmaz bölümü, Hadis: 497, Mutlu Yayınları.

 

[24]-  Sünen-i Tirmizi (Arapça Orjinali), c.2, s.298.

 

[25]- Sünen-i Tirmizi, Kitabu’l Menakıb, Ali (k.v)’in özellikleri nelerdir? Babı, c.3, sayfa 261, Hadis: 3732,  Konya Yayıncılık.

 

[26]- Sünen-i Tirmizi, c.3, s.276, Hz Muhammed (s.a.v)’in kızı Fatıma’nın değer ve kıymeti, Hadis: 3872, Kahraman Yayınları.

 

[27]- Sahih-i Buhari, c.3, s.488, Hadis: 3714, Karınca Polen Yayınevi)

 

[28]- Sahih-i Müslim, c.10, s.326, Sahabe’nin Faziletleri, Kitab-u Fatıma Bint-i Nebi (Aleyhisselâm)'in Faziletleri Babı Hadis: 94.

 

[29]- Sünen-i Tirmizi, c.3, s.276, Muhammed (s.a.v)’in kızı Fatıma’nın Değer ve Kıymeti, Hadis: 3868, Konya Yayıncılık.

 

[30]- Camiu’s Sağir ve Tercümesi (İmam Suyuti), c.2, s.58, Hz. Muhammed’in Ehlinin Fazileti, Hadis: 18, Aydın Yayınevi.

 

[31]- Hayatu’s Sahabe (Muhammed Yusuf Kandehlevi), c.4, s.387-388, Akçağ Yayınları.

 

[32]-  Sahih-i Buhari, c.5, s.325-326, Kitab’ul Buyu (Alışveriş Kitabı) Çarşılar Ve Pazarlar Hakkında Zikredilen Hadisler Babı, Hadis: 2122, Karınca Polen Yayınları.

 

[33]- Sünen-i İbni Mâce Tercümesi ve Şerhi, c.1, s.237-239 (Mukaddime), Hz Ali b. Ebi Talib’in Oğulları Hasan ve Hüseyin (r.a)’in Faziletleri, Hadis: 144, Kahraman Yayınları.

 

[34]- Sünen-i İbni Mâce Tercümesi ve Şerhi, c.1, s.237-239, Mukaddime Hz Ali b. Ebi Talib’in Oğulları Hasan ve Hüseyin (s.a)’in Faziletleri, Hadis: 143, Kahraman Yayınları.

 

[35]- Sünen-i Tirmizi, c.3, S.265, HıÜüasan ve Hüseyin’in hayat hikâyeleri, Hadis: 3768, Konya Yayıncılık.

 

[36]- Sünen-i Tirmizi, c.3, s.265, HıÜüasan ve Hüseyin’in Hayat Hikâyeleri, Hadis: 3781, Konya Yayıncılık.

 

[37]- Sünen-i Tirmizi, c.3, s.265, HıÜüasan ve Hüseyin’in hayat hikâyeleri, Hadis: 3784, Konya Yayıncılık.

 

[38]- Camiu’s Sağir (İmam Suyuti), c.2, s.57, Hz Muhammed’in Ehlinin Fazileti, Hadis: 15, Aydın Yayınları.

 

[39]-  Hayatu’s-Sahabe (Muhammed Yusuf Kandehlevi), c.3, s.91-92, Akçağ Yayınları.

 

[40]- Müsned-i Ahmed Bin Hanbel, c.6, s.258-260, Hadis: 1736, Ensar Yayıncılık.

 

[41]-  Hayatu’s-Sahabe (Muhammed Yusuf Kandehlevi), c.3, s.249-251, Akçağ Yayınları.

 

 
< Önceki   Sonraki >
Themes and Templates by dezinedepot