Ana Menü
En son yazılar

Bismillahirrahmanirrahim

RAMAZAN AYI VE ORUÇ

Fahrettin ALTAN

 
“Ey iman edenler, sizden öncekilere yazıldığı gibi, oruç, size de yazıldı (farz kılındı). Umulur ki sakınırsınız.” [1]

 1- Rahmet, Mağfiret ve Bereket Ayı

Emir’ul-Muminin Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (sallallahu aleyhi ve âlihi ve sellem) bir gün bize hitaben şöyle buyurdular:

“Ey insanlar! Allah’ın ayı (Ramazan) bereket, rahmet ve mağfiretle size ulaşmaktadır. Bu ay Allah katında ayların en üstünü, gündüzleri gündüzlerin en değerlisi, geceleri gecelerin en faziletlisi, saatleri de saatlerin en kıymetlisidir. Bu ayda sizler Allah’ın ziyafetine davet olunmuş ve Allah’ın ikramına layık kimselerden kılınmışsınız. Bu ayda nefesleriniz. tesbih ve uykunuz ibadet sayılır; amelleriniz kabul, dualarınız da müstecab olur. Öyleyse sadık bir niyet ve temiz bir kalple Allah’tan dileyin ki, sizi bu ayın orucunu tutmaya ve Allah’ın kitabını tilavet etmeye muvaffak kılsın.

Bu büyük ayda kim Allah’ın mağfiretinden mahrum kalırsa, gerçekten de bedbahttır. Bu ayda tahammül ettiğiniz açlık ve susuzluğunuzla kıyamet gününün açlık ve susuzluğunu hatırlayın. Fakir ve biçarelere sadaka verin; büyüklerinize saygı gösterin; dillerinizi (haram olan şeylerden) koruyun; gözlerinizi helal olmayan şeylere kapatın ve dinlenilmesi helal olmayan şeylere kulaklarınızı tıkayın.

Başkalarının yetimlerine şefkatli davranın ki, onlar da sizin yetimlerinize şefkatli davransınlar. Günahlarınızdan tövbe edip Allah’a yönelin. Namaz vakitlerinde ellerinizi O’na doğru kaldırarak duada bulunun; çünkü namaz vakitleri saatlerin en üstünüdür. Allah-u Teala bu vakitlerde kullarına rahmetiyle bakar; niyazda bulunurlarsa icabet eder; çağırırlarsa “lebbeyk” der; dua ederlerse kabul eder.

Ey insanlar! Doğrusu ruhlarınız, amellerinizin elinde rehine durumundadır; öyleyse yüce Allah’tan âf ve bağışlanma isteyerek ruhlarınızı hürriyete kavuşturun. Sırtlarınız günahlarla ağırlaşmış, secdelerinizi uzatarak bu ağır yükü hafifletin. Yine biliniz ki, yüce Allah kıyamet gününde insanların âlemlerin Rabbi karşısında dikilip kaldıkları gün, namaz kılanlara, secde edenlere, azap etmeyeceğine ve cehennem ateşiyle de korkutmayacağına dair izzeti ve yüceliği hakkı için yemin etmiştir.

Ey insanlar! Sizlerden kim bu ayda oruç tutan bir mümine iftar verirse, bu ameliyle Allah katında bir köleyi azat etmenin sevabını alır ve geçmiş günahları bağışlanır.”

“Ya Resulellah! Hepimizin buna gücümüz yetmiyor” denildiğinde şöyle buyurdu:

“Bir hurmanın yarısıyla olsa bile kendinizi cehennemin ateşinden korumaya çalışın; bir içim suyla olsa bile kendinizi ateşten kurtarmaya çalışın.

Ey insanlar! Sizden her kim bu ayda ahlakını güzelleştirirse, ayakların sırattan kaydığı gün, bu ona sırattan geçme izni olur. Kim bu ayda elinin altında olan köle (veya hizmetçi)’sinin işini hafifletip kolaylaştırırsa, Allah da onun hesabını hafifletip kolaylaştırır. Kim bu ayda şer ve kötülüklerinin önünü alırsa, Allah da kıyamet günü (ona karşı) gazabının önünü alır. Kim bu ayda bir yetime ikramda bulunursa, Allah’ı mülakat edeceği gün Allah da ona ikramda bulunur.

Kim bu ayda sıla-i rahimde bulunursa (yakınlarına ve akrabalarına ihsan ederse), kıyamet günü Allah-u Teâlâ ona rahmetle bağışlamada bulunur. Kim bu ayda yakınlarıyla ilişkisini keserse, Allah-u Teâlâ da onula kıyamet günü rahmetinin ilişkisini keser. Kim bu ayda müstahap namazlarını kılarsa, Allah-u Teâlâ da onu cehennem ateşinden korur. Kim bu ayda farz namazlardan birini eda ederse, ona Ramazan ayı dışında kılınan yetmiş farz namaz sevabı verilir. Kim bana çok salâvat gönderirse, amel terazilerinin hafif olduğu kıyamet günü, Allah-u Teâlâ onun amel terazisini ağırlaştırır. Kim bu ayda Kur’ân-ı Kerim’den bir ayet okursa, diğer aylarda Kur’an’ı hatmeden kimseye verildiği kadar sevap ona verilir.

Ey insanlar! Bu ayda cennetin kapıları açıktır; Rabbinizden dileyin ki, o kapıları yüzünüze kapatmasın. Cehennemin kapıları da kapalıdır; Rabbinizden dileyin ki, o kapıları yüzünüze açmasın. Şeytanlara da lâle (demir halka) vurulmuştur; Rabbinizden dileyin ki, onları size musallat etmesin.”

Emir’ul-Muminin Hz. Ali (a.s) diyor ki: “Ben; ya Resulellah! Bu ayda amellerin en iyisi hangisidir?” diye sorduğumda, Resulullah (s.a.a); “Ya Ebe’l Hasan! Bu ayda amellerin en iyisi, Allah’ın haram ettiği şeylerden kaçınmaktır” diye buyurdu ve ağlamaya başladı. Ya Resulellah! Niçin ağlıyorsun? diye sorduğumda ise şöyle buyurdu:

“Ya Ali! Bu ayda sana karşı yapmayı helal bildikleri şey için ağlıyorum; zira Rabbine namaz kıldığın anda geçmişlerin ve geleceklerin en kötüsü ve Semud kavminin devesini yaralayanın kardeşi sana taraf gelip kılıçla seni vurarak sakalını kana boyadığını görür gibiyim.”

Ben; “Ya Resulellah! Bu dinimin salim kalması yolunda mıdır mıdır?” diye sorunca Resulullah (s.a.a); “Evet, bu, dininin salim kalmasındadır” cevabını vererek şöyle buyurdular:

“Ya Ali! Kim seni öldürürse, beni öldürmüştür; kim sana buğz ederse, bana buğz etmiştir; kim sana küfrederse, bana küfretmiştir; çünkü sen gerçekten de kendi nefsim gibi bendensin; ruhun benim ruhumdur; ahlakın benim ahlakımdır. Doğrusu Allah Tebarek ve Teala beni ve seni bir (anda) yarattı; beni ve seni seçti; beni nübüvvete, seni de imamete seçti. Kim senin imametini inkâr ederse, benim nübüvvetimi inkâr etmiş olur.

Ya Ali! Sen benim vasim, çocuklarımın (Hasan ve Hüseyin’in) babası, kızım Fatıma’nın kocasısın; hayatımda ve ölümümden sonra ümmetime halifemsin. Beni nübüvvetle gönderene ve yaratılmışların en üstünü kılana and olsun ki, hiç şüphesiz sen, Allah’ın yaratıkları üzerine hücceti, sırrının emini ve kulları üzerine halifesisin.”[2]

2- Resulullah’ın Ayı

Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:

“Şa’ban ayı benim ayımdır; Ramazan ayı da Allah Azze ve Celle’nin ayıdır. Kim benim ayımdan bir gün oruç tutarsa, kıyamet günü ben onun şefaatçisi olurum. Kim benim ayımdan iki gün oruç tutarsa, (bütün) geçmiş günahları affolunur. Kim benim ayımdan üç gün oruç tutarsa, ona; “Amelini yeniden başla” (yeni teklife erişmiş birisi gibi tertemiz olmuşsun) denilir. Kim Ramazan ayının orucunu tutar da belini, dilini korur ve halka eziyet etmezse, Allah-u Teâla onun geçmiş ve sonraki günahlarını bağışlar, onu ateşten azat eyler ve Dâr’ul-karar’da (cennette) ona yer verir.”[3]

3- İslam’ın Temelleri

İmam Bakır (a.s) buyurmuştur ki:

“İslam beş temel üzerine kurulmuştur: Namaz, zekat, hac, oruç ve velayet.”[4]

4- Oruç Tutmanın Felsefesi

İmam Cafer Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Allah-u Teâla orucu, zengin ile fakirin eşit olması için farz kılmıştır. Çünkü (normal durumlarda) zengin adam açlığı hiçbir zaman tatmıyor ki (fakirlerin ne çektiğini anlasın da) fakirlere acısın. Zira o her istediği şeyi rahatça ele getirebiliyor. Allah Azze ve Celle, zenginin fakire acıması ve aç olana merhamet etmesi için, kullarını (Ramazan ayında oruç vesilesiyle) eşit bir seviyeye getirmek ve zengine açlık ve acının zorluğunu tattırmak istemiştir.”[5]

5- İhlâs Mihengi

Emir’ul-Muminin Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Allah-u Teâla orucu, halkın ihlâsını imtihan etmek için farz kıldı.”[6]

6- Oruç Tutmanın Sebebi

İmam Rıza (a.s) buyurmuştur ki:

“İnsanlar, açlık ve susuzluğun acısını anlamaları ve bu vesileyle de ahiretin fakirliğini idrak etmeleri için oruç tutmaya emr olunmuşlardır.”[7]

7- Bedenin Zekâtı

Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:

“Her şeyin bir zekâtı vardır; bedenin zekâtı da oruçtur.”[8]

8- Cehennem Ateşinin Siperi

Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:

“Oruç, cehennem ateşine karşı bir siperdir.”[9]

9- Sıcak Günlerde Oruç

Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:

“Sıcak günlerde oruç tutmak cihattır.”[10]

10- En Yararlı Oruç

Emir-ül Muminin Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Nefsin dünya zevklerine karşı oruçlu olması, orucun en yararlısıdır.”[11]

11- Orucun İzahı

Emir-ül Muminin Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Oruç; insanın yiyecek ve içeceklerden kaçındığı gibi haramlardan da kaçınmasıdır.”[12]

12- Kalbin Orucu

Emir-ül Muminin Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Kalbin orucu, dilin orucundan daha iyidir; dilin orucu da karnın orucundan daha iyidir.”[13]

13- Bütün Organların Oruç Tutması

İmam Cafer Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Oruç tuttuğunda kulağın, gözün, saçın ve cildin de oruç tutmalıdır (haramlardan kaçınmalıdır).”[14]

14- Değersiz Oruç

Fatımat’üz- Zehra (a.s) buyurmuştur ki:

“Oruç tutan kimse, dilini, kulağını, gözünü ve (diğer) uzuvlarını korumuyorsa, bu orucu ne yapacaktır?”[15]

15- Oruçları Oruç Olmayanlar

İmam Bakır (a.s) buyurmuştur ki:

“(Allah tarafından tayin edilen) İmama isyan eden kimsenin orucu, oruç değildir. Firar eden kölenin, geri dönmedikçe orucu oruç değildir. Kocasına itaatsizlik eden kadının, tövbe etmedikçe orucu oruç değildir. Ana-babasına karşı gelen evladın, onlara itaat edip iyi davranmadıkça tuttuğu oruç, oruç değildir.”[16]

16- Nice Oruç Tutan Kimseler Vardır ki…

Emir’ul-Müminin Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Nice oruç tutan kimseler vardır ki oruçlarından, açlık ve susuzluktan başka bir şey elde etmezler. Nice (geceleri ibadet etmek için) kıyam eden kimseler vardır ki kıyamlarından, uykusuzluk ve zahmetten başka bir nasipleri olmaz.” [17]

17- Kur’ân’ın Baharı

İmam Bakır (a.s) buyurmuştur ki:

“Her şeyin bir baharı vardır; Kur’ân’ın baharı da Ramazan ayıdır.”[18]

18- Kıyamet Günü Doyacak Olan Kimseler

Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:

“Ne mutlu Allah için açlık ve susuzluğa dayanan kimselere; işte onlardır kıyamet günü doyacak olan kimseler.”[19]

19- Sıcak Günde Allah İçin Oruç Tutmak

İmam Cafer Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Kim çok sıcak bir günde Allah için oruç tutar ve susarsa, Allah-u Teala, bir meleği ona vekil kılar; iftar edinceye dek onun yüzüne el sürerek onu müjdelerler.”[20]

20- Oruç Tutanın İki Sevinci

İmam Cafer Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Oruç tutan kimse için iki sevinç vardır; biri iftar vaktinde, diğeri ise Rabbine kavuştuğu zaman.”[21]

21- Oruç Tutanların Cennete Girecekleri Kapı

Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:

“Cennetin ‘Rayyan’ isminde bir kapısı vardır; o kapıdan ancak oruç tutan kimseler girerler.”[22]

22- Duanın İcabete Eriştiği Vakit

İmam Musa Kazım (a.s) buyurmuştur ki:

“Oruç tutan kimsenin iftar vaktinde duası icabete erişir.”[23]

23- Müminin Baharı

Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:

“Kış müminin baharıdır; uzun gecelerinden ibadet etmek için, kısa gündüzlerinden de oruç tutmak için faydalanır.”[24]

24- Bir İyiliğe Karşılık On Kat Sevap Verilmesi

İmam Cafer Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Kim bir iyilik yaparsa, kendisine bunun on katı verilir” (ayetinin mefhumuna göre,) her aydan üç gün oruç tutmak da bu kabildendir.” (Yani her aydan üç gün oruç tutan kimse, o ayın tamamını oruç tutmuş sayılır.)[25]

25- Oruçlu Olduğu Halde Cariyesine Söven

İmam Bakır (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a) bir kadının, oruçlu olduğu halde cariyesine sövdüğünü duyunca, yemek isteyip o kadına; ‘Ye’ buyurdu. Kadın; ‘Ya Resulellah! Ben oruçluyum’ dedi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) buyurdular ki: “Cariyene sövdüğün halde nasıl oruçlu olabilirsin? Oruç (sadece) yemek ve içmekten kaçınmak değildir; yemek ve içmekten kaçınmanın yanı sıra kötü işler ve çirkin sözlerden de korunmak gerekir. Hakiki oruç tutanlar ne kadar da azdır; boş yere aç kalanlar ise ne kadar da çoktur.”[26]

26- İftar Vermenin Sevabı

İmam Cafer Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Kim oruçlu bir kimseye iftar verirse, kendisine onun sevabı kadar sevap verilir.”[27]

27- Bedenin ve Nefsin Orucu

Emir’ul-Müminin Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Bedenin orucu, azaptan korkarak, sevap ve mükâfata rağbet ederek irade ve ihtiyarla yiyeceklerden perhiz etmektir. Nefsin orucu ise beş duyu organını bütün günahlardan korumak ve kalpte şer (kötülük) sebeplerinden hiçbirinin bulunmamasıdır.”[28]

28- Ramazanda Orucunu Yiyenin Durumu

İmam Cafer Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Kim Ramazan ayından bir günün orucunu (özürlü olmaksızın) yerse, imanın ruhu (hakikati) ondan ayrılır.”[29]

29- Orucun Sıhhate Sebep Olması

Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:

“Oruç tutun ki, sağlıklı olasınız.”[30]

30- İki Sağlıktan Biri

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Oruç iki sağlıktan biridir.” [31]

31- Ramazan’da Göğün Kapılarının Açılması

Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:

“Göğün kapıları, Ramazan ayının ilk gecesinde açılır ve son gecesine kadar da kapanmaz.”[32]

32- Eğer Kul Bir Bilseydi!

Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:

“Eğer kul, Ramazan ayında ne olduğunu bilseydi, yılın hepsinin Ramazan olmasını isterdi mutlaka.”[33]

33- Ramazan Ayında Bir Ayet Okumanın Sevabı

İmam Rıza (a.s) buyurmuştur ki:

“Ramazan ayında Allah’ın kitabından bir ayet okuyan, diğer aylarda Kur’ân’ı hatmeden kimse gibidir.”[34]

34- Kadir Gecesinde Yapılan Amelin Sevabı

İmam Cafer Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Kadir gecesinde yapılan hayır amel, kadir gecesi olmayan bin ayda yapılan hayır amelden daha üstündür.”[35]

35- Orucun Kamil Olması

İmam Cafer Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Orucun tamam ve kâmil olması, fıtra zekâtını vermeğe bağlıdır; nitekim namazın kâmil olması da Peygamber’e salâvat getirmeğe bağlıdır.”[36]

36- Fıtır Bayramının Ödüller Günü Olması

İmam Bakır (a.s) buyurmuştur ki:

“Şavval ayının ilk günü (yani fıtır bayramı) olduğunda bir münadi şöyle nida eder: “Ey müminler! Sabah erken ödüllerinizi almaya koşun.”

İmam (a.s) daha sonra buyurdular ki: “Ya Cabir! Allah’ın ödülleri, padişahların ödülleri gibi değildir.” Ve şöyle devam etti: “Evet, fıtır bayramı, ödüller günüdür.”[37]

37- Eyyam’ul-Biyz’de Oruç Tutmak

“Her aydan Eyyam’ul-Biz’de (Beyaz günler, yani her ayın 13, 14 ve 15. günlerinde) oruç tutmak, dereceleri yüceltir ve sevapları büyütür.” [38]

38- Selman’ın Bütün Günleri Oruç Tutması

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

Bir gün Resulullah (s.a.a) ashabına buyurdular ki: "Hanginiz bütün günleri oruç tutuyorsunuz?"

Selman: "Ben ya Resulellah!" dedi.

Resulullah (s.a.a): "Hanginiz (her zaman için) geceyi ibadetle geçiriyorsunuz?" diye buyurdular.

Selman: "Ben ya Resulellah" dedi.

Yine Resulullah (s.a.a): "Hanginiz Kur'an'ı her gün hatmediyorsunuz?" diye sordular.

Selman: "Ben ya Resulellah" dedi.

Ashaptan birisi bu durumdan rahatsız olup şöyle dedi: "Ya Resulellah! Selman Fars ırkından olan birisidir, biz Kureyş cemaatine iftihar etmek istiyor. Siz; "Hanginiz bütün günleri oruç tutuyorsunuz?" diye buyurdunuz, Selman ben dedi; oysaki o çoğu günler yemek yiyor. Siz; "Hanginiz geceyi ibadetle geçiriyorsunuz? buyurdunuz, Selman ben dedi; oysaki o çoğu geceleri yatıyor. Siz; "Hanginiz her gün Kur'ân'ı hatmediyorsunuz?" buyurdunuz, Selman yine ben dedi; oysa o, günlerin çoğunu susmakla geçiriyor."

Resulullah (s.a.a) onun bu sözü üzerine şöyle buyurdular: "Vazgeç (sus) ey filanı, ben size Hekim Lokman gibiyim (her sözümün bir hikmeti vardır). Onun kendisinden sorsan seni aydınlatır."

Derken o adam Selman'a şöyle dedi: "Ya Eba Abdullah! (Hz. Selman'ın künyesi) Sen bütün günleri oruçlu geçirdiğini mi sanıyorsun?"

Selman: "Evet" dedi.

O adam: "Ben senin çoğu günler yemek yediğini görüyorum" dedi.

Selman cevabında şöyle dedi: "Sandığın şekilde değildir, ben her ay üç gün oruç tutuyorum, Allah-u Teala buyurmuştur ki: "Kim bir iyilikle gelirse, yaptığının on misli mükâfat verilecektir." (En'am/160) Ben Şaban ayını Ramazan ayına muttasıl ediyorum. İşte bu sevm'ud-dehr (bütün günlerin orucu)'in manasınadır.

Daha sonra o adam şöyle dedi: "Sen bütün geceyi ibadetle geçirdiğini mi sanıyorsun?"

Selman: "Evet" dedi.

O adam: "Sen gecenin çoğunu uyuyorsun."

Selman cevaben şöyle dedi: "Senin düşündüğün gibi değildir. Fakat ben habibim Resulullah (s.a.a)'in şöyle buyurduğunu duydum: "Kim abdestli uyuyorsa, bütün geceyi ibadetle geçirmiş gibidir." Binaen aleyh ben daima abdestli uyuyorum." [39]

Sonra o adam: "Sen her gün Kur'an'ı hatmettiğini mi sanıyorsun?" dedi.

Selman: "Evet" dedi.

O adam: "Oysa sen günlerin çoğu vakitlerinde susuyorsun"

Selman cevaben şöyle dedi: "Senin sandığın gibi değildir. Ama ben habibim Resulullah (s.a.a)'den Hz. Ali'ye şöyle buyurduklarını duydum: "Ya Ebe'l Hasan! (Hz. Ali'nin künyesi) Senin meselin ümmetim arasında "Kulhu vellahu ehad" (İhlâs suresi) gibidir. Kim onu bir defa okursa, Kur'an'ın üçte birini okumuştur; kim onu iki defa okursa, Kur'an'nın üçte ikisini okumuştur; kim onu üç defa okursa, Kur'an'ı hatmetmiş gibidir."

Daha sonra Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdular: "Ya Ali! Kim seni diliyle severse, imanın üçte biri kâmil olur. Kim seni dili ve kalbiyle sever eliyle de yardımda bulunursa, imanı kâmil olur."

Resulullah (s.a.a) daha sonra sözlerinin devamında şöyle buyurdular: "Ya Ali! Beni hak olarak meb'us kılan (peygamber seçen) Allah'a ant olsun ki, eğer yeryüzünün ehli seni gökyüzünün ehli gibi sevseydi, kesinlikle hiçbir kimse cehennem ateşiyle azap edilmezdi."

Daha sonra cenabı Selman sözünden netice alarak şöyle dedi: "Ben her gün "Kulhu vellahu ehad" (İhlâs) suresini üç defa okuyorum." Bu esnada o adam ağzı taşla kapatılmışçasına ayağa kalktı (ve çekip gitti).[40]

39- Her Ayda Üç Gün Oruç Tutmanın Sünnet Oluşu

İmam Rıza (a.s) buyurmuştur ki:

“Her ay üç gün oruç tutmak müstahaptır; her on günden birini; ilk on günde Perşembe, ikinci on günde Çarşamba, son on günde de yine Perşembe günü.”[41]

40- Fakirlerin Baharı

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Ramazan ayı Allah’ın ayıdır; (öyleyse) o ayda “Lâ ilâhe illâllah”, “Allah-u Ekber”, “el-hamdulillah” ve “Subhanellah” zikirlerini çok söyleyin; Ramazan ayı fakirlerin baharıdır.”[42]

 



[1] - Bakara/183

[2] - Uyun-u Ahbar’ir-Rıza, c. 1, s. 230; Ravzat’ul-Muttakin, c. 3, s. 277; Seyyid b. Tavus’un Sahih-i İkbal’i, s. 1; Şeyh Behai, Erbain, s. 84; Bihar’ul-Envar, c. 96, s. 356.

[3] - Bihar’ul-Envar, c. 96, s. 356.

[4] - El-kâfî c. 4, s. 62, h. 1.

[5] - Men la Yahzurh’ul-Fakih, c. 2, s. 49, h. 1.

[6] - Nehc’ül-Belaga, hikmet: 252.

[7] - Vesail’uş- Şia, c. 4, s. 4, h. 5.

[8] - El-Kafi, c. 4, s. 62, h. 2.

[9] - El-Kafi, c. 4, s. 162.

[10] - Bihar’ul-Envar, c. 96, s. 257.

[11] - Gurer’ul-Hikem, c. 1, s. 416, h. 64.

[12] - Bihar’ul-Envar, c. 96, s. 294.

[13] - Gurer’ul-Hikem, c. 1, 417, h. 80.

[14] - El-Kafi, c. 4, s. 87, h. 1.

[15] - Bihar’ul-Envar, c. 96, s. 295.

[16] - Bihar’ul-Envar, c. 96, s. 295.

[17] - Nehc’ul-Belaga, hikmet: 145.

[18] - Bihar’ul-Envar, c. 96, s. 386.

[19] - Vesail’uş- Şia, c. 7, s. 299, h. 2.

[20] - Kâfî, c. 4, s. 64, h. 8; Bihar, c. 96, s. 247.

[21] - Vesail’uş- Şia, c. 7, s. 290, h. 6; Bihar, c. 96, s. 251.

[22] - Vesail’uş- Şia, c. 7, s. 295, h. 31; Bihar, c. 96, s. 252.

[23] - Bihar’ul-Envar, c. 96, s. 225.

[24] - Vesail’uş- Şia, c. 7, s. 302, h. 3; Bihar, c. 96, s. 249.

[25] - Vesail’uş- Şia, c. 7, s. 313.

[26] - Bihar’ul-Envar, c. 96, s. 293.

[27] - Kâfî, c. 4. S. 68, h. 1.

[28] - Mizan’ul-Hikmet, c. 5, s. 471.

[29] - Vesail’uş- Şia, c. 7, s. 181; h. 4; Bihar, c. 96, s. 372; Men La Yahzuruh’ul-Fakih, c. 2, s. 78, h. 9.

[30] - Bihar’ul-Envar, c. 96, s. 255.

[31] - Ğurer’ul-Hikem.

[32] - Bihar’ul-Envar, c. 96, s. 344.

[33] - a.g.e, c. 96, s. 346.

[34] - a.g.e, c. 96, s. 341.

[35] - Vesail’uş- Şia, c. 7, s. 256, h. 2.

[36] - a.g.e, c. 6, s. 221, h. 5.

[37] - Men La Yahzuruh’ul-Fakih, c. 1, s. 551.

[38] - Gurer’ul-Hikem.

[39] - Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki: "Kim abdestli uyur, ölüm de o gece ona ulaşırsa, Allah katında şehittir." (Bihar'ul-Envar, c. 76, s. 183).

[40] - Bihar'ul-Envar, c. 76, s. 181.

[41] - Tuhaf'ul-Ukul, s. 871.

[42] - Vesail’uş- Şia, c. 10, s. 318, h. 29.

 
“Kur’an ve Öğüt”

                                                                                                              Dr.İbrahimiyan 

Kur’an-ı Kerim açısından gerçeğe ulaşma yollarından biri öğüttür. Öğüt, dinleyicinin ruhunu ve kalbini yumuşatan açıklama türüdür.
    Rağıb-i İsfahanî, “Müfredat” kitabında şöyle yazmıştır: “Öğüt, bir insanı korkutarak her hangi bir işten alıkoymaktan ibarettir.”
   Muhatap üzerinde etki gösteren, kötülükler hususunda korkutan ve kalbini iyiliklere yönlendiren her söz “öğüt”tür. İşte bundan ötürü de Kur’an-ı Kerim öğüttür.
Allah-u teala, Kur’an-ı Kerim’in bir öğüt olduğuna vurgu yapmış ve Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur:

“Ey insanlar, Rabbinizden size bir öğüt, gönüllerdeki dertlere şifâ, inananlara hidâyet ve rahmet geldi.” [1]
Konuyla ilintili bir diğer ayet şöyle buyurmaktadır:

“Kadınları boşadınız da boşandıktan sonraki müddetlerini geçirdiler mi artık onları ya iyilikle tutun, yahut hoşlukla salıverin. Haklarında aşırı muâmelede bulunmak için zararlarına olarak onları zorla tutmayın. Bunu kim yaparsa ancak kendisine zarar eder. Allah'ın âyetlerini şaka sanmayın. Size verilen Allah nîmetlerini, öğüt vermek için indirdiği kitabı ve ondaki hikmeti anın. Sakının Allah'tan ve bilin ki o, her şeyi bilir.” [2]

Bu hususta rivayet edilen bir hadis şöyledir:
“Allah’tan sakınanlar için en güzel söz ve en açık-seçik öğüt, izzet ve hikmet sahibi Allah’ın kitabıdır.” [3]
Kur’an-ı Kerim, öğreti, hikmet ve öyküleri açıklamakla müminlerin kalplerini yumuşatmakta ve böylece de hidayete ermeleri için zemin hazırlamaktadır.
Kur’an-ı Kerim bu hususta şöyle buyurmaktadır:

“İnananlara, o çağ gelmedi mi henüz, Allah'ı anış ve Kur’ân'dan inen şeyler, onların gönüllerini yumuşatsın da tamâmıyla korkup itâat etsinler ve önceden kendilerine kitap verilenlere benzemesinler; onların, peygamberleriyle araları, uzayıp açıldıkça kalpleri katılaştı ve onların çoğu, buyruktan çıktı.” [4]
Ayette vurgulanan “huşu”, önemli bir hakikat veya önemli bir şahıs karşısında insanın bulunduğu hem bedensel ve hem de ruhsal anlamda alçakgönüllülük ve saygı halidir.
Fuzayl b. İyaz, İmam Cafer-i Sadık’tan (a.s) hadis rivayet eden güvenilir biridir ve aynı zamanda da meşhur zahitlerdendir. Fuzayl, ömrünün son dönemini Kâbe’nin komşuluğunda yaşamış ve bir Aşura günü de dünyadan ayrılmıştır.
Fuzayl, önceleri acımasız bir soyguncu idi ve insanların ondan ödü kopardı. Bir gün bir mahalleden geçerken bir kız görür ve ona ilgi duyar. Bu ilgi, giderek yakıcı bir aşka dönüşür. Bu aşk ile takatını yitiren Fuzayl, bir gece kızın evinin duvarına çıkmaya ve ne pahasına olursa olsun, aşık olduğu kıza kavuşmaya karar verir. Bu kararını gerçekleştirmek üzere duvardan yukarı çıktığı esnada, etraftaki evlerden birinden Kur’an sesi gelir. Bu gönül gözü açık olan insan, tam da şu ayeti okumaktaydı:

“İnananlara, o çağ gelmedi mi henüz, Allah'ı anış ve Kur’ân'dan inen şeyler, onların gönüllerini yumuşatsın...”
Bu ayet, bir ok gibi yer etmişti Fuzayl’ın kirlenmiş kalbine. Fuzayl tam bir değişim ve dönüşümle ansızın söylenmeye başladı: “Andolsun Allah’a ki o vakit gelip çatmıştır!”
Duvardan aşağı inerek, bir kervanın konakladığı ve gitmek istedikleri yere nasıl gidebilecekleri hakkında istişare eden insanların bulunduğu bir harabeye girdi. Bu insanlardan bazısı şöyle diyordu: “Fuzayl ve çetesi mutlaka yoldadır. Eğer hareket edecek olsak yolumuzu kesecek ve kervanın yükünü yağmalayacaktır.”
Bu sözleri duyan Fuzayl sarsıldı ve bu yüzden kendini kınayarak kendi kendine şöyle dedi: “Ne kadar da kötü biriymişim ben!”
Gökyüzüne bakındı ve tövbe eden kalbiyle yakardı: “Allah’ım! Ben sana döndüm ve tövbemin temeli de hep senin evinin komşuluğunda yaşamaktır. Allah’ım! İşlediğim kötülüklerden dolayı acılar içindeyim; acılarımı dindir ve derdimi derman eyle. Çünkü bütün acıları dindiren sensin ey yüce, ey her türlü eksiklikten münezzeh, ey benim kulluğuma ihtiyacı olmayan Allah! Benim hiyanetimi rahmetinle affeyle!”

Yüce Allah da onun dualarını icabet eder ve bağışlar.
Bazı tefsir bilginleri, Abdullah b. Abbas’tan şöyle rivayet etmişlerdir:

“Bir gün ashabtan bazıları İslam Peygamberine (s.a.a) şöyle dediler: Ey Allah Resulü (s.a.a)! Bizim için bir hadis buyur da kalplerimizin pasını gidersin.”
İşte ashabın bu isteğinden sonra “İnananlara, o çağ gelmedi mi henüz, Allah'ı anış ve Kur’ân'dan inen şeyler, onların gönüllerini yumuşatsın...” ayeti nazil oldu.
Şanı yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“Bir Allah'tır ki sözün en güzelini indirmiştir bir kitap halinde, bir kısmı, bir kısmına benzer, bir kısmı, bir kısmını gerçekleştirir, her şeyi tekrar-tekrar bildirir; Rablerinden korkanların tüyleri diken-diken olur onu dinlerken, sonra da bedenleri ve gönülleri, Allah'ı anmak için yumuşar; işte bu, Allah'ın bir hidâyetidir ki dilediğini, onunla doğru yola sevk eder ve Allah, kimi doğru yoldan saptırırsa ona yol gösterecek yoktur.” [5]

Yüce Allah öğüt vericidir ve insanlara öğütler vermiştir. Allah-u teala Kur’an-ı Kerim’de, emaneti sahibine ulaştırmayı ve adalet üzere hükmetmeyi öğütlemekte ve şöyle buyurmaktadır:
     “Şüphe yok ki Allah, emânetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adâletle hükmetmenizi emrediyor. Gerçekten de Allah, size ne de güzel öğüt vermede. Şüphe yok ki Allah, her şeyi duyar, görür.” [6]
Bir diğer ayette adaleti, iyiliği, akrabaları gözetip kollamayı, günahtan ve kötülükten sakınmayı, sınırları aşmamayı emretmekte ve şöyle öğütlemektedir:

     “Şüphe yok ki Allah, adâleti, lütuf ve keremde bulunmayı ve yakınlara ihtiyaçları olan şeyleri vermeyi emreder ve çirkin olan, kötü görünen şeylerle haksızlığı nehyeder; öğüt alasınız diye de size öğüt vermededir.” [7]

Bir başka ayet şöyle buyurmaktadır:
 
“Eğer inanmışsanız Allah size öğüt vermededir bir daha ebedîyen buna benzer birşeye dönmemeniz hakkında.” [8]
Kur’an-ı Kerim, Allah’ın öğütlerinden faydalananların sadece takvalılar olduğunu belirtmiş ve şöyle buyurmuştur:

“Sizden önce nice dinler gelip geçti. Yeryüzünü gezin, dolaşın da yalanlayanların sonucu ne olmuş, bakın, görün. Bu, insanlara açıklamadır ve sakınanları doğru yola sevk etmedir, öğüttür onlara.” [9]

Bu husustaki bir diğer ayet şöyledir:
“O zaman bunu görenlerle sonradan gelenlere ibret, sakınanlara da bir öğüt olmak üzere onları maymun şekline sokmuştuk.” [10]
Katılaşmış kalplerin, öğütlerden etkilenmeyeceği bir gerçektir. Hz. Hûd’un (a.s) kavminin sözü, bunun bir örneğidir. Onlar, Hz. Hûd’a (a.s) şöyle demişlerdi:

“Bizce bir dediler, ister öğüt ver bize, istersen öğüt verenlerden olma.” [11]
“Varlık letafetinde şüphe olmayan yağmur
Bahçede lale yeşertir ve tuzlakta diken bitirir”

“Ve biz, Kur'ân’dan, inananlara şifâ ve rahmet olan âyetleri indirmedeyiz ve bunlar, zâlimlerin ancak ziyanlarını arttırır.” [12]


[1] Yunus, 57

[2] Bakara, 231

[3] Men La Yehzuruh’ul Fakih, c: 1, s: 517

[4] Hadid, 16

[5] Zümer, 23

[6] Nisâ, 58

[7] Nahl, 90

[8] Nûr, 17

[9] Âl-i İmran, 137-138

[10] Bakara, 66

[11] Şuarâ, 136

[12] İsrâ, 82

 
Themes and Templates by dezinedepot